Karia Suresi Okunuşu, Anlamı ve Fazileti
Karia Suresi’nin Arapça-Türkçe okunuşu, anlamı ve faziletleri. Kur'an-ı Kerim'de yer alan Karia Suresi oku, 11 ayetin anlamını keşfet ve Karia Suresi hakkında merak edilen tüm bilgilere ulaşın.
Hakkında
Mekke döneminde inmiştir. 11 âyettir. “Kâri’a”, vuran, çarpan, kapıyı çalan, yürekleri hoplatan şey demektir. Burada, kıyamet gününü ifade etmektedir.
Nuzül
Mushaftaki sıralamada yüz birinci, iniş sırasına göre otuzuncu sûredir. Kureyş sûresinden sonra, Kıyâmet sûresinden önce Mekke’de inmiştir.
Konusu
Sûrede bazı kıyamet tasvirlerine yer verilmekte, âhiret sorumluluğu bilinci aşılayan uyarılarda bulunulmaktadır.
Karia Suresi Okunuşu ve Anlamı (Kâri'a Sûresî)
الْقَارِعَةُ (١)
El kâriah(kâriatu). ﴾1﴿
Diyanet: Yürekleri hoplatan büyük felaket! ﴾1﴿
Diyanet Vakfı: Kapı çalan! ﴾1﴿
E. Hamdi Yazır: Kâria! (Çarpacak kıyamet) ﴾1﴿
مَا الْقَارِعَةُ (٢)
Mel kâriah(kâriatu). ﴾2﴿
Diyanet: Nedir o yürekleri hoplatan büyük felaket? ﴾2﴿
Diyanet Vakfı: Nedir o kapı çalan? ﴾2﴿
E. Hamdi Yazır: Nedir o kâria? ﴾2﴿
وَمَا أَدْرَاكَ مَا الْقَارِعَةُ (٣)
Ve mâ edrâke mel kâriah(kâriatu). ﴾3﴿
Diyanet: Yürekleri hoplatan büyük felaketin ne olduğunu sen ne bileceksin? ﴾3﴿
Diyanet Vakfı: O kapı çalanın ne olduğunu bilir misin? ﴾3﴿
E. Hamdi Yazır: Kârianın ne olduğunu sen bilir misin? ﴾3﴿
يَوْمَ يَكُونُ النَّاسُ كَالْفَرَاشِ الْمَبْثُوثِ (٤)
Yevme yekûnun nâsu kel ferâşil mebsûs(mebsûsi). ﴾4﴿
Diyanet: O gün insanlar, her biri bir tarafa uçuşan küçük kelebekler gibi olacaktır. ﴾4﴿
Diyanet Vakfı: İnsanların, ateşin etrafını sarmış pervaneler gibi olur, ﴾4﴿
E. Hamdi Yazır: O gün insanlar yayılmış pervaneler gibi olurlar. ﴾4﴿
وَتَكُونُ الْجِبَالُ كَالْعِهْنِ الْمَنْفُوشِ (٥)
Ve tekûnul cibâlu kel ıhnil menfûş(menfuşi). ﴾5﴿
Diyanet: Dağlar da atılmış renkli yünler gibi olacaktır. ﴾5﴿
Diyanet Vakfı: Dağların da atılmış renkli yüne dönüştüğü gündür (o Kâria!) ﴾5﴿
E. Hamdi Yazır: Dağlar atılmış renkli yünler gibi olur. ﴾5﴿
فَأَمَّا مَنْ ثَقُلَتْ مَوَازِينُهُ (٦)
Fe emmâ men sekulet mevâzînuh(mevâzînuhu). ﴾6﴿
Diyanet: İşte o vakit, kimin tartıları ağır gelmişse, ﴾6﴿
Diyanet Vakfı: O gün kimin tartılan ameli ağır gelirse. ﴾6﴿
E. Hamdi Yazır: O gün kimin tartıları ağır basarsa o, ﴾6﴿
فَهُوَ فِي عِيشَةٍ رَاضِيَةٍ (٧)
Fe huve fî îşetin râdiyeh(râdiyetin). ﴾7﴿
Diyanet: Artık o, hoşnut olacağı bir hayat içinde olacaktır. ﴾7﴿
Diyanet Vakfı: İşte o, hoşnut edici bir yaşayış içinde olur. ﴾7﴿
E. Hamdi Yazır: Hoşnut olacağı bir hayat içindedir. ﴾7﴿
وَأَمَّا مَنْ خَفَّتْ مَوَازِينُهُ (٨)
Ve emmâ men haffet mevâzînuh(mevâzînuhu). ﴾8﴿
Diyanet: Ama kimin de tartıları hafif gelirse, ﴾8﴿
Diyanet Vakfı: Ameli yeğni (hafif) olana gelince. ﴾8﴿
E. Hamdi Yazır: Kimin tartıları hafif gelirse, ﴾8﴿
فَأُمُّهُ هَاوِيَةٌ (٩)
Fe ummuhu hâviyeh(hâviyetun). ﴾9﴿
Diyanet: İşte onun anası (varacağı yer) Hâviye'dir. ﴾9﴿
Diyanet Vakfı: İşte onun anası (yeri, yurdu) Hâviye'dir. ﴾9﴿
E. Hamdi Yazır: Onun anası da (varacağı yer, sığınacağı durağı) hâviye (uçurum)dır. ﴾9﴿
وَمَا أَدْرَاكَ مَا هِيَهْ (١٠)
Ve mâ edrâke mâhiyeh(mâhiyeh). ﴾10﴿
Diyanet: Sen Hâviye'nin ne olduğunu ne bileceksin? ﴾10﴿
Diyanet Vakfı: Nedir o (Hâviye) bilir misin? ﴾10﴿
E. Hamdi Yazır: O uçurumun ne olduğunu sen nereden bileceksin? ﴾10﴿
نَارٌ حَامِيَةٌ (١١)
Nârun hâmiyeh(hâmiyetun). ﴾11﴿
Diyanet: O, kızgın bir ateştir. ﴾11﴿
Diyanet Vakfı: Kızgın ateş! ﴾11﴿
E. Hamdi Yazır: O, kızgın bir ateştir. ﴾11﴿
Görüşmeye katılın