Hizbul Bahr Duası Okunuşu, Anlamı ve Fazileti
Hizbul Bahr Duası (Arapça: حزب البحر; “Deniz Hizbi”), İmam Ebü’l-Hasan eş-Şâzelî’nin meşhur bir hizbidir. Büyük İmam, hac ibadetini yerine getirmek üzere çıktığı yolculuk sırasında, elverişsiz rüzgârlar sebebiyle deniz yolculuğu gecikince bu hizbi rüyasında Peygamber Efendimiz ﷺ’den öğrenmiştir. Hizbü’l-Bahr, zararlardan korunmak, sıkıntılardan kurtulmak ve kişinin niyet ve manevî himmetine göre çeşitli maksatlar için yaygın olarak okunmaktadır.
Maddi anlamda ciddi borçları olan kişinin Hizbu'l Bahr duasını hiç bırakmaması gerekir. Borçları olan şahıs 3 gün boyunca yaklaşık her gün 15 kere bu duayı bırakmadan ve ümidini kesmeden okursa borçlarını ödemek için karşısına inanılmaz imkanlar ve vesileler çıkacaktır. Allah Teâlâ'nın lütfu kullarını çok fazladır yalnız kullar bu husus da istemeyi bilmelidir.
Gaflet dolu bir mekanın içerisinde Hizbu'l Bahr duasının okunmasında oldukça faydalar olacaktır. Ortamdaki gaflet, musibet ve uyku hali gidecektir. Aynı zamanda bu duanın sürekli okunduğu eve afetler işlemez ve kişiler korunur.
Hizbu'l bahr duasını hiç bırakmadan her gün boyunca en az bir kere okuyan kişi suda boğulmaz, doğal afetlerden korunur, yangında yanmaz ve hırsızlıktan da emin olur.
Bir kişi günlük olarak her sabah namazının ardından bu duayı okursa, müstecap kişiler arasında değeri çok yüksek olur ve kadri yücelir. Aynı zamanda büyünün ve cinlerin şerrinden okuyan kişi korunur. Hiç şüphesiz ki bu duayı hiç bırakmadan okuyan, benimseyen kişilerin, Allah Teâlâ lütfunu verir ve kimseye muhtaç bırakmaz.
یَا اللَّهُ یَا عَلِيُّ یَا عَظِیمُ یَا حَلِیمُ یَا عَلِیمُ ❁ أَنْتَ رَبِّي وَعِلْمُكَ حَسْبِي ❁ فَنِعْمَ الرَّبُّ رَبِّي وَنِعْمَ الْحَسْبُ حَسْبِي ❁ تَنْصُرُ مَنْ تَشَاءُ وَأَنْتَ الْعَزِیزُ الرَّحِیمُ ❁
OkunuşuYâ Allah, yâ Aliyy, yâ Azîm, yâ Halîm, yâ Alîm, ente Rabbî ve ilmüke hasbî, fe ni’me’r-Rabbu Rabbî ve ni’me’l-hasbu hasbî, tensuru men teşâü ve ente’l-Azîzü’r-Rahîm.
AnlamıEy Allah! Ey Aliyy! Ey Azîm! Ey Halîm! Ey Alîm! Sen benim Rabbimsin ve Senin ilmin bana yeter. Rabbim ne güzel Rabdir, bana yeten ne güzel yeterlidir. Dilediğine yardım edersin. Sen mutlak güç sahibisin, çok merhametlisin.
نَسْأَلُكَ الْعِصْمَةَ فِي الْحَرَكَاتِ وَالسَّكَنَاتِ وَالْكَلِمَاتِ وَالْإِرَادَاتِ وَالْخَطَرَاتِ مِنَ الشُّكُوكِ وَالظُّنُونِ وَالْأَوْهَامِ السَّاتِرَةِِ لِلْقُلُوبِ عَنْ مُطَالَعَةِ الْغُيُوبِ ❁
OkunuşuNes’elüke’l-ismete fi’l-harekâti ve’s-sekenâti ve’l-kelimâti ve’l-irâdâti ve’l-hatarâti mine’ş-şükûki ve’z-zunûni ve’l-evhâmi’s-sâtireti li’l-kulûbi an mutâla’ati’l-guyûb.
AnlamıHareketlerimizde ve sükûnetimizde, sözlerimizde, iradelerimizde ve kalbimize gelen düşüncelerde bizi korumanı dileriz. Kalpleri gayb âlemini müşahede etmekten perdeleyen şüphelerden, zanlardan ve vehimlerden bizi muhafaza etmeni dileriz.
فَقَدِ ﴿ٱبْتُلِىَ ٱلْمُؤْمِنُونَ وَزُلْزِلُواْ زِلْزَالًا شَدِيدًا ❁ وَإِذْ يَقُولُ ٱلْمُنَـٰفِقُونَ وَٱلَّذِينَ فِى قُلُوبِهِم مَّرَضٌ مَّا وَعَدَنَا ٱللَّهُ وَرَسُولُهۥٓ إِلَّا غُرُورًا ❁﴾
OkunuşuFe kad ibtüliye’l-mü’minûne ve zülzilû zilzâlen şedîden, ve iz yekûlü’l-münâfikûne ve’l-lezîne fî kulûbihim maradun mâ ve’adenallâhü ve rasûlühû illâ gurûrâ.
Anlamıİşte orada mü'minler denendiler ve şiddetli bir şekilde sarsıldılar. Hani münafıklar ve kalplerinde hastalık olanlar, "Allah ve Resülü bize, ancak aldatmak için vaadde bulunmuşlar" diyorlardı. (33:11-12)
فَثَبِّتْنَا وَانْصُرْنَا وَسَخِّرْ لَنَا هَذَا الْبَحْرَ كَمَا سَخَّرْتَ الْبَحْرَ لِمُوسَى ❁ وَسَخَّرْتَ النَّارَ لِإِبْرَاهِیمَ ❁ وَسَخَّرْتَ الْجِبَالَ وَالْحَدِیدَ لِدَاوُدَ ❁ وَسَخَّرْتَ الرِّیحَ وَالشَّیَاطِینَ وَالْجِنَّ لِسُلَیْمَانَ ❁
OkunuşuFe sebbitnâ ve’nsurnâ ve sahhir lenâ hâze’l-bahra kemâ sahharte’l-bahra li-Mûsâ, ve sahharte’n-nâra li-İbrâhîm, ve sahharte’l-cibâle ve’l-hadîde li-Dâvûd, ve sahharte’r-rîha ve’ş-şeyâtîne ve’l-cinne li-Süleymân.
AnlamıBizi sabit kıl ve bize yardım et. Mûsâ için denizi emrine verdiğin gibi bu denizi de bizim emrimize ver. İbrâhim için ateşi, Dâvûd için dağları ve demiri, Süleyman için rüzgârı, şeytanları ve cinleri emrine verdiğin gibi.
وَسَخِّرْ لَنَا كُلَّ بَحْرٍ هُوَ لَكَ فِي الْأَرْضِ وَالسَّمَاءِ وَالْمُلْكِ وَالْمَلَكُوتِ ❁ وَبَحْرَ الدُّنْیَا وَبَحْرَ الْآخِرَةِ ❁ وَسَخِّرْ لَنَا كُلَّ شَيْءٍ ❁ يَا مَنْ بِيَدِهِ مَلَكُوتُ كُلِّ شَيْءٍ ❁
OkunuşuVe sahhir lenâ külle bahrin hüve leke fi’l-ardı ve’s-semâi ve’l-mülki ve’l-melekûti, ve bahre’d-dünyâ ve bahre’l-âhireti, ve sahhir lenâ külle şey’in, yâ men bi-yedihî melekûtü külli şey’.
AnlamıYeryüzünde, gökte, mülk ve melekût âleminde Sana ait olan her denizi bizim emrimize ver. Dünya denizini ve âhiret denizini de bizim emrimize ver. Her şeyi bizim hizmetimize ver. Ey her şeyin hükümranlığı elinde olan!
﴿كٓهٰيٰعٓصٓ ❁﴾ (٣)
OkunuşuKâf Hâ Yâ Ayn Sâd. (3x)
AnlamıKâf Hâ Yâ Ayn Sâd. (19:1) (3x)
اُنْصُرْنَا فَإِنَّكَ خَیْرُ النَّاصِرِینَ ❁ وَافْتَحْ لَنَا فَإِنَّكَ خَيْرُ الْفَاتِحِينَ ❁ وَاغْفِرْ لَنَا فَإِنَّكَ خَیْرُ الْغَافِرِینَ ❁ وَارْحَمْنَا فَإِنَّكَ خَیْرُ الرَّاحِمِینَ ❁ وَارْزُقْنَا فَإِنَّكَ خَیْرُ الرَّازِقِینَ ❁ وَاهْدِنَا وَنَجِّنَا مِنَ الْقَوْمِ الظَّالِمِینَ ❁
OkunuşuÜnsurnâ fe inneke hayru’n-nâsirîn, ve’ftah lenâ fe inneke hayru’l-fâtihîn, vağfir lenâ fe inneke hayru’l-gâfirîn, verhamnâ fe inneke hayru’r-râhimîn, verzuknâ fe inneke hayru’r-râzikîn, vehdinâ ve neccinâ mine’l-kavmi’z-zâlimîn.
AnlamıBize yardım et, çünkü Sen yardım edenlerin en hayırlısısın. Bize fetih nasip et, çünkü Sen fethedenlerin en hayırlısısın. Bizi bağışla, çünkü Sen bağışlayanların en hayırlısısın. Bize merhamet et, çünkü Sen merhamet edenlerin en hayırlısısın. Bize rızık ver, çünkü Sen rızık verenlerin en hayırlısısın. Bizi doğru yola ilet ve zalimler topluluğundan kurtar.
وَهَبْ لَنَا رِیحًا طَیِّبَةً كَمَا هِيَ فِي عِلْمِكَ ❁ وَانْشُرْهَا عَلَيْنَا مِنْ خَزَائِنِ رَحْمَتِكَ ❁ وَاحْمِلْنَا بِهَا حَمْلَ الْكَرَامَةِ مَعَ السَّلَامَةِ وَالْعَافِیَّةِ فِي الدِّینِ وَالدُّنْیَا وَالْآخِرَةِ ❁ إِنَّكَ عَلَى كُلِّ شَيْءٍ قَدِیرٌ ❁
OkunuşuVe heb lenâ rîhan tayyibeten kemâ hiye fî ilmike, ve’nşurhâ aleynâ min hazâini rahmetike, vahmilnâ bihâ hamle’l-kerâmeti mea’s-selâmeti ve’l-âfiyeti fi’d-dîni ve’d-dünyâ ve’l-âhireti, inneke alâ külli şey’in kadîr.
AnlamıBize, ilminde olduğu şekilde hoş ve güzel bir rüzgâr ihsan et. Onu rahmet hazinelerinden üzerimize yay. Onunla bizi, dinimizde, dünyamızda ve âhiretimizde selâmet ve âfiyet içinde, ikram ve şeref üzere taşı. Şüphesiz Senin her şeye gücün yeter.
اللَّهُمَّ یَسِّرْ لَنَا أُمُورَنَا مَعَ الرَّاحَةِ لِقُلُوبِنَا وَأَبْدَانِنَا وَالسَّلَامَةِ وَالْعَافِيَةِ فِي دِينِنَا وَدُنْيَانَا ❁ وَكُنْ لَنَا صَاحِبًا فِي سَفَرِنَا وَخَلِیفَةً فِي أَهْلِنَا ❁ وَاطْمِسْ عَلَى وُجُوهِ أَعْدَائِنَا وَامْسَخْهُمْ عَلَى مَكَانَتِهِمْ فَلَا یَسْتَطِیعُونَ الْمُضِيَّ وَلَا الْمَجِيءَ إِلَیْنَا ❁
OkunuşuAllahümme yessir lenâ umûranâ mea’r-râhati li-kulûbinâ ve ebdâninâ ve’s-selâmeti ve’l-âfiyeti fî dîninâ ve dünyânâ, ve kün lenâ sâhiben fî seferinâ ve halîfeten fî ehlinâ, vatmis alâ vücûhi a’dâinâ ve’msahhüm alâ mekânetihim fe lâ yestetîûne’l-mudiyye ve le’l-mecîe ileynâ.
AnlamıAllah'ım! İşlerimizi kolaylaştır, kalplerimize ve bedenlerimize huzur ver, dinimizde ve dünyamızda bize selâmet ve âfiyet ihsan et. Yolculuğumuzda yoldaşımız, geride bıraktığımız ailemizin koruyucusu ol. Düşmanlarımızın yüzlerini sil ve onları bulundukları yerde şekilsiz hâle getir ki ne ilerleyebilsinler ne de bize gelebilsinler.
﴿وَلَوْ نَشَآءُ لَطَمَسْنَا عَلَىٰٓ أَعْيُنِهِمْ فَٱسْتَبَقُواْ ٱلصِّرَٰطَ فَأَنَّىٰ يُبْصِرُونَ ❁ وَلَوْ نَشَآءُ لَمَسَخْنَـٰهُمْ عَلَىٰ مَكَانَتِهِمْ فَمَا ٱسْتَطَـٰعُواْ مُضِيًّا وَلَا يَرْجِعُونَ ❁﴾
OkunuşuVe lev neşâü le-tamesnâ alâ a’yünihim fe’stebeku’s-sırâta fe ennâ yubsırûn, ve lev neşâü le-mesahnâhüm alâ mekânetihim fe mâ’stetâû mudiyyen ve lâ yerciûn.
AnlamıEğer dileseydik onların gözlerini büsbütün kör ederdik de yola koşarlardı. Fakat nasıl göreceklerdi? Yine eğer dileseydik oldukları yerde başka yaratıklara dönüştürürdük de ne ileri gidebilirler, ne geri dönebilirlerdi. (36:66-67)
﴿يسٓ ❁ وَٱلْقُرْءَانِ ٱلْحَكِيمِ ❁ إِنَّكَ لَمِنَ ٱلْمُرْسَلِينَ ❁ عَلَىٰ صِرَٰطٍ مُّسْتَقِيمٍ ❁ تَنزِيلَ ٱلْعَزِيزِ ٱلرَّحِيمِ ❁ لِتُنذِرَ قَوْمًا مَّآ أُنذِرَ ءَابَآؤُهُمْ فَهُمْ غَـٰفِلُونَ ❁ لَقَدْ حَقَّ ٱلْقَوْلُ عَلَىٰٓ أَكْثَرِهِمْ فَهُمْ لَا يُؤْمِنُونَ ❁ إِنَّا جَعَلْنَا فِىٓ أَعْنَـٰقِهِمْ أَغْلَـٰلًا فَهِىَ إِلَى ٱلْأَذْقَانِ فَهُم مُّقْمَحُونَ ❁ وَجَعَلْنَا مِن بَيْنِ أَيْدِيهِمْ سَدًّا وَمِنْ خَلْفِهِمْ سَدًّا فَأَغْشَيْنَـٰهُمْ فَهُمْ لَا يُبْصِرُونَ ❁﴾
OkunuşuYâ Sîn, ve’l-Kur’âni’l-Hakîm, inneke le-mine’l-mürselîn, alâ sırâtın müstakîm, tenzîle’l-Azîzi’r-Rahîm, li-tünzira kavmen mâ ünzira âbâühüm fe hüm gâfilûn, lekad hakka’l-kavlü alâ ekserihim fe hüm lâ yü’minûn, innâ cealnâ fî a’nâkihim ağlâlen fe hiye ile’l-ezkâni fe hüm mukmehûn, ve cealnâ min beyni eydîhim sedden ve min halfihim sedden fe ağşeynâhüm fe hüm lâ yubsırûn.
AnlamıYâ Sîn. (Ey Muhammed!) Hikmet dolu Kur'an'a andolsun ki sen elbette dosdoğru bir yol üzere (peygamber) gönderilenlerdensin. Kur'an, ataları uyarılmamış, bu yüzden de gaflet içinde olan bir kavmi uyarman için mutlak güç sahibi, çok merhametli Allah tarafından indirilmiştir. Andolsun, onların çoğu üzerine o söz (azap) hak olmuştur. Artık onlar iman etmezler. Onların boyunlarına demir halkalar geçirdik, o halkalar çenelerine dayanmıştır. Bu sebeple kafaları yukarıya kalkık durumdadır. Biz onların önlerine bir set, arkalarına da bir set çekip gözlerini perdeledik. Artık görmezler. (36:1-9)
شَاهَتِ الْوُجُوهُ ❁ (٣)
OkunuşuŞâheti’l-vücûh. (3x)
AnlamıYüzler çirkinleşsin ve zillete düşsün. (3x)
﴿وَعَنَتِ ٱلْوُجُوهُ لِلْحَىِّ ٱلْقَيُّومِ وَقَدْ خَابَ مَنْ حَمَلَ ظُلْمًا ❁﴾
OkunuşuVe aneti’l-vücûhü li’l-Hayyi’l-Kayyûmi ve kad hâbe men hamele zulmâ.
AnlamıBütün yüzler; diri ve her şeye hâkim olan Allah için eğilip boyun bükmüştür. Zulüm yüklenen ise hüsrana uğramıştır. (20:111)
طٰسٓ ❁ حٰمٓ ❁ عٓسٓقٓ ❁
OkunuşuTâ Sîn, Hâ Mîm, Ayn Sîn Kâf.
AnlamıTâ Sîn, Hâ Mîm, Ayn Sîn Kâf.
﴿مَرَجَ ٱلْبَحْرَيْنِ يَلْتَقِيَانِ ❁ بَيْنَهُمَا بَرْزَخٌ لَّا يَبْغِيَانِ ❁﴾
OkunuşuMerace’l-bahreyni yeltekıyâni, beynehümâ berzahün lâ yebğıyân.
Anlamı(Suları acı ve tatlı olan) iki denizi salıvermiştir; birbirine kavuşuyorlar. (Fakat) aralarında bir engel vardır, birbirine geçip karışmıyorlar. (55:19-20)
حٰمٓ ❁ (٧)
OkunuşuHâ Mîm. (7x)
AnlamıHâ Mîm. (7x)
حُمَّ الْأَمْرُ وَجَاءَ النَّصْرُ فَعَلَیْنَا لَا يُنْصَرُونَ ❁
OkunuşuHumme’l-emru, ve câe’n-nasru fe aleynâ lâ yunsarûn.
Anlamıİş kesinleşti ve yardım geldi. Artık onlar bize karşı yardım göremezler.
﴿حٰمٓ ❁ تَنزِيلُ ٱلْكِتَـٰبِ مِنَ ٱللَّهِ ٱلْعَزِيزِ ٱلْعَلِيمِ ❁ غَافِرِ ٱلذَّنبِ وَقَابِلِ ٱلتَّوْبِ شَدِيدِ ٱلْعِقَابِ ذِى ٱلطَّوْلِ لَآ إِلَـٰهَ إِلَّا هُوَ إِلَيْهِ ٱلْمَصِيرُ ❁﴾
OkunuşuHâ Mîm, tenzîlü’l-kitâbi minallâhi’l-Azîzi’l-Alîm, gâfiri’z-zenbi ve kâbili’t-tevbi şedîdi’l-ikâbi zi’t-tavli, lâ ilâhe illâ hüve, ileyhi’l-masîr.
AnlamıHâ Mîm. Bu kitabın indirilmesi, mutlak güç sahibi, hakkıyla bilen, günahı bağışlayan, tövbeyi kabul eden, azabı ağır olan, lütuf sahibi Allah tarafındandır. O'ndan başka ilah yoktur. Dönüş ancak O'nadır. (40:1-3)
بِسْمِ اللَّهِ بَابُنَا ❁
OkunuşuBismillâhi bâbünâ.
AnlamıAllah'ın adı kapımızdır.
تَبَارَكَ حِیطَانُنَا ❁
OkunuşuTebâreke hîtânunâ.
AnlamıTebâreke duvarlarımızdır.
يٰسٓ سَقْفُنَا ❁
OkunuşuYâsîn sakfunâ.
AnlamıYâ Sîn çatımızdır.
كٓهٰیٰعٓصٓ كِفَایَتُنَا ❁
OkunuşuKâf Hâ Yâ Ayn Sâd kifâyetünâ.
AnlamıKâf Hâ Yâ Ayn Sâd bize yeter.
حٰمٓ عٓسٓقٓ حِمَایَتُنَا ❁
OkunuşuHâ Mîm Ayn Sîn Kâf himâyetünâ.
AnlamıHâ Mîm Ayn Sîn Kâf koruyucumuzdur.
﴿فَسَيَكْفِيكَهُمُ ٱللَّهُ وَهُوَ ٱلسَّمِيعُ ٱلْعَلِيمُ ❁﴾ (٣)
OkunuşuFe seyekfîkehümullâhü ve hüve’s-Semîu’l-Alîm. (3x)
AnlamıAllah onlara karşı seni koruyacaktır. O, hakkıyla işitendir, hakkıyla bilendir. (2:137) (3x)
سِتْرُ الْعَرْشِ مَسْبُولٌ عَلَیْنَا ❁ وعَيْنُ اللَّهِ نَاظِرَةٌ إِلَیْنَا ❁ بِحَوْلِ اللَّهِ لَا یُقْدَرُ عَلَیْنَا ❁
OkunuşuSitru’l-Arşi mesbûlün aleynâ, ve aynullâhi nâzıratün ileynâ, bi-havlillâhi lâ yukderu aleynâ.
AnlamıArş'ın örtüsü üzerimize serilmiştir. Allah'ın nazarı üzerimizdedir. Allah'ın kudretiyle bize güç yetirilemez.
﴿وَٱللَّهُ مِن وَرَآئِهِم مُّحِيطٌ ❁ بَلْ هُوَ قُرْءَانٌ مَّجِيدٌ ❁ فِى لَوْحٍ مَّحْفُوظٍ ❁﴾
OkunuşuVallâhü min verâihim muhîtun, bel hüve Kur’ânün mecîdun, fî levhin mahfûz.
AnlamıOysa Allah, onları arkalarından kuşatmıştır. Hayır, o şanı yüce bir Kur'an'dır. O korunmuş bir levhada (Levh-i Mahfuz'da)dır. (85:20-22)
﴿فَٱللَّهُ خَيْرٌ حَـٰفِظًا وَهُوَ أَرْحَمُ ٱلرَّٰحِمِينَ ❁﴾ (٣)
OkunuşuFallâhü hayrun hâfizan ve hüve erhamu’r-râhimîn. (3x)
AnlamıAllah en iyi koruyandır ve O, merhametlilerin en merhametlisidir. (12:64) (3x)
﴿إِنَّ وَلِـِّىَ ٱللَّهُ ٱلَّذِى نَزَّلَ ٱلْكِتَـٰبَ وَهُوَ يَتَوَلَّى ٱلصَّـٰلِحِينَ ❁﴾ (٣)
Okunuşuİnne veliyyiyallâhü’l-lezî nezzele’l-kitâbe ve hüve yetevelle’s-sâlihîn. (3x)
AnlamıÇünkü benim velim, Kitab'ı (Kur'an'ı) indiren Allah'dır. O, bütün salihlere velilik eder. (7:196) (3x)
﴿حَسْبِىَ ٱللَّهُ لَآ إِلَـٰهَ إِلَّا هُوَ عَلَيْهِ تَوَكَّلْتُ وَهُوَ رَبُّ ٱلْعَرْشِ ٱلْعَظِيمِ ❁﴾ (٣)
OkunuşuHasbiyallâhü lâ ilâhe illâ hüve, aleyhi tevekkeltü ve hüve Rabbü’l-Arşi’l-Azîm. (3x)
AnlamıBana Allah yeter. O'ndan başka hiçbir ilah yoktur. Ben ancak O'na tevekkül ettim. O, yüce Arşın sahibidir. (9:129) (3x)
بِسْمِ اللَّهِ الَّذِي لَا یَضُرُّ مَعَ اسْمِهِ شَيْءٌ فِي الْأَرْضِ وَلَا فِي السَّمَاءِ وَهُوَ السَّمِيعُ الْعَلِيمُ ❁ (٣)
OkunuşuBismillâhi’l-lezî lâ yedurru mea’smihî şey’ün fi’l-ardı ve lâ fi’s-semâi ve hüve’s-Semîu’l-Alîm. (3x)
AnlamıAllah'ın adıyla; O'nun adı anıldığında yerde ve gökte hiçbir şey zarar veremez. O, hakkıyla işitendir, hakkıyla bilendir. (3x)
أَعُوذُ بِكَلِمَاتِ اللَّهِ التَّامَّاتِ مِنْ شَرِّ مَا خَلَقَ ❁ (٣)
OkunuşuEûzü bi-kelimâtillâhi’t-tâmmâti min şerri mâ halak. (3x)
AnlamıYarattıklarının şerrinden Allah'ın eksiksiz kelimelerine sığınırım. (3x)
وَلَا حَوْلَ وَلَا قُوَّةَ إِلَّا بِاللَّهِ الْعَلِيِّ الْعَظِيمِ ❁ (٣)
OkunuşuVe lâ havle ve lâ kuvvete illâ billâhi’l-Aliyyi’l-Azîm. (3x)
AnlamıGüç ve kuvvet ancak yüce ve azamet sahibi Allah'ın yardımıyladır. (3x)
وَصَلَّى اللَّهُ عَلَى سَيِّدِنَا مُحَمَّدٍ وَعَلَى آلِهِ وَصَحْبِهِ وَسَلَّمَ ❁
OkunuşuVe sallallâhü alâ seyyidinâ Muhammedin ve alâ âlihî ve sahbihî ve sellem.
AnlamıAllah, Efendimiz Muhammed'e, onun âline ve ashâbına salât ve selâm eylesin.

Görüşmeye katılın