Duhan Suresi Okunuşu, Anlamı ve Fazileti

Duhan Suresi’nin Arapça-Türkçe okunuşu, anlamı ve faziletleri. Kur'an-ı Kerim'de yer alan Duhan Suresi oku, 59 ayetin anlamını keşfet ve Duhan Suresi hakkında merak edilen tüm bilgilere ulaşın.

Hakkında

Mekke döneminde inmiştir. 59 âyettir. Sûre, adını onuncu âyette geçen “duhân” kelimesinden almıştır. Duhan, duman demektir. Sûrede başlıca, Kur’an’ın indirilişi, müşriklerin ona karşı tutumu, Firavun ve halkının başlarına gelen azaplar, Kureyş’in Hz. Peygamberi yalanlaması, iyilerin ve kötülerin karşılaşacakları akıbet konu edilmektedir.

Nuzül

Mekke’de, Zuhruf sûresinden sonra, Câsiye’den önce nâzil olmuştur.

Konusu

Aynı harflerle başlayan sûrelerin konuları arasında da önemli ölçüde bir ortaklığın bulunduğu dikkat çekmektedir. Hâ-mîm harfleriyle başlayan Duhân sûresi de bundan önceki Hâmîmler gibi, ana konu olarak Kur’an’ın gerçek Allah kelâmı olduğuna ve insanlar için önemine dikkat çekmektedir. Bu münasebetle şu konulara da yer verilmiştir:

1. Kur’an’ın nâzil olduğu gecenin önemi ve değeri.

2. Kur’an’ı gönderen Allah’ın birliği ve büyüklüğü.

3. Firavun ve kavmi ile Tübba‘ gibi geçmiş kavimlerin peygamberlere karşı takındıkları tavır ve peygamberlerin tevhid mücadelesi.

4. Peygamberlere inanmayanları dünyada ve âhirette bekleyen âkıbet, kıyamet, yeniden dirilme, cennet ve cehennem.

Duhan Suresi Okunuşu ve Anlamı (Duhân Sûresî)

حم (١)

Hâ mîm. ﴾1﴿

Diyanet: Hâ Mîm. ﴾1﴿

Diyanet Vakfı: Hâ. Mîm. ﴾1﴿

E. Hamdi Yazır: Hâ, mîm. ﴾1﴿

وَالْكِتَابِ الْمُبِينِ (٢)

Vel kitâbil mubîn(mubîni). ﴾2﴿

Diyanet: Apaçık olan Kitab'a andolsun ki, biz onu mübarek bir gecede indirdik. Şüphesiz biz insanları uyarmaktayız. ﴾2﴿

Diyanet Vakfı: Apaçık olan Kitab'a andolsun ki, ﴾2﴿

E. Hamdi Yazır: O apaçık Kitab'a andolsun ki, ﴾2﴿

إِنَّا أَنْزَلْنَاهُ فِي لَيْلَةٍ مُبَارَكَةٍ إِنَّا كُنَّا مُنْذِرِينَ (٣)

İnnâ enzelnâhu fî leyletin mubâreketin innâ kunnâ munzirîn(munzirîne). ﴾3﴿

Diyanet: Apaçık olan Kitab'a andolsun ki, biz onu mübarek bir gecede indirdik. Şüphesiz biz insanları uyarmaktayız. ﴾3﴿

Diyanet Vakfı: Biz onu (Kur'an'ı) mübarek bir gecede indirdik. Kuşkusuz biz uyarıcıyızdır. ﴾3﴿

E. Hamdi Yazır: Biz onu gerçekten mübarek bir gecede indirdik. Çünkü biz onunla insanları uyarmaktayız. ﴾3﴿

فِيهَا يُفْرَقُ كُلُّ أَمْرٍ حَكِيمٍ (٤)

Fihâ yufreku kullu emrin hakîm(hakîmin). ﴾4﴿

Diyanet: Katımızdan bir emirle her hikmetli iş o gecede ayırt edilir. Eğer kesin olarak inanıyorsanız, Rabbinden; göklerin, yerin ve bu ikisi arasındakilerin Rabbinden bir rahmet olarak biz peygamberler göndermekteyiz. O, hakkıyla işitendir, hakkıyla bilendir. ﴾4﴿

Diyanet Vakfı: Her hikmetli işe o gecede hükmedilir. ﴾4﴿

E. Hamdi Yazır: O gecede her hikmetli iş tarafımızdan ayrılır. ﴾4﴿

أَمْرًا مِنْ عِنْدِنَا إِنَّا كُنَّا مُرْسِلِينَ (٥)

Emren min indinâ innâ kunnâ mursilîn(mursilîne). ﴾5﴿

Diyanet: Katımızdan bir emirle her hikmetli iş o gecede ayırt edilir. Eğer kesin olarak inanıyorsanız, Rabbinden; göklerin, yerin ve bu ikisi arasındakilerin Rabbinden bir rahmet olarak biz peygamberler göndermekteyiz. O, hakkıyla işitendir, hakkıyla bilendir. ﴾5﴿

Diyanet Vakfı: (Yani)katımızdan (verilen her) emir. Çünkü biz, peygamberler göndermekteyiz. ﴾5﴿

E. Hamdi Yazır: Bir emir olarak. Peygamberler göndeririz. ﴾5﴿

رَحْمَةً مِنْ رَبِّكَ إِنَّهُ هُوَ السَّمِيعُ الْعَلِيمُ (٦)

Rahmeten min rabbik(rabbike), innehu huves semîul alîm(alîmu). ﴾6﴿

Diyanet: Katımızdan bir emirle her hikmetli iş o gecede ayırt edilir. Eğer kesin olarak inanıyorsanız, Rabbinden; göklerin, yerin ve bu ikisi arasındakilerin Rabbinden bir rahmet olarak biz peygamberler göndermekteyiz. O, hakkıyla işitendir, hakkıyla bilendir. ﴾6﴿

Diyanet Vakfı: Senin Rabb'inin acıması gereği olarak (gönderdiyimiz elçilere o gece emirlerimizi bir bir açıklar,vahiylerimizi bildiririz) .Doğrusu o işitendir ,bilendir. ﴾6﴿

E. Hamdi Yazır: Rabbin tarafından bir rahmet olarak. Şüphesiz ki O, herşeyi işitir ve bilir. ﴾6﴿

رَبِّ السَّمَاوَاتِ وَالْأَرْضِ وَمَا بَيْنَهُمَا إِنْ كُنْتُمْ مُوقِنِينَ (٧)

Rabbis semâvâti vel ardı ve mâ beynehumâ, in kuntum mûkinîn(mûkinîne). ﴾7﴿

Diyanet: Katımızdan bir emirle her hikmetli iş o gecede ayırt edilir. Eğer kesin olarak inanıyorsanız, Rabbinden; göklerin, yerin ve bu ikisi arasındakilerin Rabbinden bir rahmet olarak biz peygamberler göndermekteyiz. O, hakkıyla işitendir, hakkıyla bilendir. ﴾7﴿

Diyanet Vakfı: Eğer kesin olarak inanıyorsanız (bilin ki Allah), göklerin, yerin ve ikisi arasında bulunanların Rabbidir. ﴾7﴿

E. Hamdi Yazır: Siz eğer kesin olarak inanıyorsanız, iyi bilin ki Allah göklerin, yerin ve ikisi arasındakilerin Rabbidir. ﴾7﴿

لَا إِلَهَ إِلَّا هُوَ يُحْيِي وَيُمِيتُ رَبُّكُمْ وَرَبُّ آبَائِكُمُ الْأَوَّلِينَ (٨)

Lâ ilâhe illâ huve yuhyî ve yumît(yumîtu), rabbukumve rabbu âbâikumul evvelîn(evvelîne). ﴾8﴿

Diyanet: O'ndan başka hiçbir ilâh yoktur. Yaşatır, öldürür. O, sizin de Rabbiniz, önceki atalarınızın da Rabbidir. ﴾8﴿

Diyanet Vakfı: O'ndan başka ilâh yoktur. (Her şeyi O) diriltir ve öldürür. Sizin de Rabbiniz, önceki atalarınızın da Rabbidir. ﴾8﴿

E. Hamdi Yazır: Ondan başka hiçbir ilâh yoktur. O hem yaşatır, hem öldürür. O sizin de Rabbiniz, sizden önceki babalarınızın da Rabbidir. ﴾8﴿

بَلْ هُمْ فِي شَكٍّ يَلْعَبُونَ (٩)

Bel hum fî şekkin yel’abûn(yel’abûne). ﴾9﴿

Diyanet: Fakat onlar, şüphe içinde eğlenip duruyorlar. ﴾9﴿

Diyanet Vakfı: Fakat onlar, şüphe içinde eğlenip duruyorlar. ﴾9﴿

E. Hamdi Yazır: Fakat kâfirler bir şüphe içinde oynayıp eğleniyorlar. ﴾9﴿

فَارْتَقِبْ يَوْمَ تَأْتِي السَّمَاءُ بِدُخَانٍ مُبِينٍ (١٠)

Fertekib yevme te’tîs semâu bi duhânin mubîn(mubînin). ﴾10﴿

Diyanet: Göğün açık bir duman getireceği günü bekle. ﴾10﴿

Diyanet Vakfı: Şimdi sen, göğün, açık bir duman çıkaracağı günü gözetle. ﴾10﴿

E. Hamdi Yazır: Ey Muhammed! Şimdi sen göğün, insanları bürüyecek açık bir duman getireceği günü gözetle. Bu acı bir azabdır. ﴾10﴿

يَغْشَى النَّاسَ هَذَا عَذَابٌ أَلِيمٌ (١١)

Yagşân nâs(nâse), hâzâ azâbun elîm(elîmun). ﴾11﴿

Diyanet: (O duman) insanları bürür. Bu, elem dolu bir azaptır. ﴾11﴿

Diyanet Vakfı: Duman insanları bürüyecektir. Bu, elem verici bir azaptır. ﴾11﴿

E. Hamdi Yazır: Ey Muhammed! Şimdi sen göğün, insanları bürüyecek açık bir duman getireceği günü gözetle. Bu acı bir azabdır. ﴾11﴿

رَبَّنَا اكْشِفْ عَنَّا الْعَذَابَ إِنَّا مُؤْمِنُونَ (١٢)

Rabbenekşif annel azâbe innâ mû’minûn(mû’minûne). ﴾12﴿

Diyanet: İnsanlar, "Rabbimiz! Bu azabı bizden kaldır, çünkü biz artık inanıyoruz" derler. ﴾12﴿

Diyanet Vakfı: (İşte o zaman insanlar:) Rabbimiz! Bizden azabı kaldır. Doğrusu biz artık inanıyoruz (derler). ﴾12﴿

E. Hamdi Yazır: O gün insanlar: "Ey Rabbimiz! Bizden azabı kaldır. Artık biz inanıyoruz" derler. ﴾12﴿

أَنَّى لَهُمُ الذِّكْرَى وَقَدْ جَاءَهُمْ رَسُولٌ مُبِينٌ (١٣)

Ennâ lehumuz zikrâ ve kad câehum resûlun mubîn(mubînun). ﴾13﴿

Diyanet: Nerede onlarda öğüt almak?! Oysa kendilerine (gerçeği) açıklayan bir peygamber gelmişti. ﴾13﴿

Diyanet Vakfı: Nerede onlarda öğüt almak? Oysa kendilerine gerçeği açıklayan bir elçi gelmişti. ﴾13﴿

E. Hamdi Yazır: Onlar için bunu düşünüp öğüt almak nerede? Oysa kendilerine gerçeği açıklayan bir de peygamber gelmişti. ﴾13﴿

ثُمَّ تَوَلَّوْا عَنْهُ وَقَالُوا مُعَلَّمٌ مَجْنُونٌ (١٤)

Summe tevellev anhu ve kâlû muallemun mecnûn(mecnûnun). ﴾14﴿

Diyanet: Sonra ondan yüz çevirdiler ve "Bu bir öğretilmiş, bu bir deli!" dediler. ﴾14﴿

Diyanet Vakfı: Sonra ondan yüz çevirdiler ve: Bu, öğretilmiş bir deli! dediler. ﴾14﴿

E. Hamdi Yazır: Sonra onlar, o peygamberden yüz çevirdiler ve: "Bu öğretilmiş bir delidir." dediler. ﴾14﴿

إِنَّا كَاشِفُو الْعَذَابِ قَلِيلًا إِنَّكُمْ عَائِدُونَ (١٥)

İnnâ kâşifûl azâbi kalîlen innekum âidûn(âidûne). ﴾15﴿

Diyanet: Biz bu azabı kısa bir süre kaldıracağız, siz de yine eski hâlinize döneceksiniz. ﴾15﴿

Diyanet Vakfı: Biz azabı birazcık kaldıracağız, ama siz yine (eski halinize) döneceksiniz. ﴾15﴿

E. Hamdi Yazır: Biz o azabı sizden birazcık kaldırırız. Ama siz mutlaka eski halinize dönersiniz. ﴾15﴿

يَوْمَ نَبْطِشُ الْبَطْشَةَ الْكُبْرَى إِنَّا مُنْتَقِمُونَ (١٦)

Yevme nebtışul batşetel kubrâ innâ muntekimûn(muntekimûne). ﴾16﴿

Diyanet: Onları o en şiddetli yakalayışla yakalayacağımız günü hatırla. Şüphesiz biz öcümüzü alırız. ﴾16﴿

Diyanet Vakfı: Fakat biz büyük bir şiddetle yakalayacağımız gün, kesinlikle intikamımızı alırız. ﴾16﴿

E. Hamdi Yazır: Biz o büyük şiddetle çarptığımız gün mutlaka intikamımızı alırız. ﴾16﴿

وَلَقَدْ فَتَنَّا قَبْلَهُمْ قَوْمَ فِرْعَوْنَ وَجَاءَهُمْ رَسُولٌ كَرِيمٌ (١٧)

Ve lekad fetennâ kablehum kavme fir’avne ve câehum resûlun kerîm(kerîmun). ﴾17﴿

Diyanet: Andolsun, onlardan önce Firavun kavmini sınamıştık. Onlara değerli bir peygamber (Mûsâ) gelmişti. ﴾17﴿

Diyanet Vakfı: Andolsun, kendilerinden önce biz, Firavun'un kavmini de imtihan etmiştik. Onlara şerefli bir elçi geldi.(Şöyle diyerek) ﴾17﴿

E. Hamdi Yazır: Andolsun ki, biz onlardan önce Firavun kavmini de denemiştik. Onlara çok kıymetli bir peygamber gelmişti. ﴾17﴿

أَنْ أَدُّوا إِلَيَّ عِبَادَ اللَّهِ إِنِّي لَكُمْ رَسُولٌ أَمِينٌ (١٨)

En eddû ileyye ibâdallâh(ibâdallâhi), innî lekum resûlun emîn(emînun). ﴾18﴿

Diyanet: O, şöyle demişti: "Allah'ın kullarını (esaret altındaki İsrailoğullarını) bana teslim edin. Çünkü ben güvenilir bir peygamberim." ﴾18﴿

Diyanet Vakfı: "Allah'ın kulları! Bana gelin! Çünkü ben size (gönderilmiş) güvenilir bir resûlüm" ﴾18﴿

E. Hamdi Yazır: O peygamber onlara şöyle demişti: "Esaretiniz altındaki Allah'ın kullarını bana teslim edin. Çünkü ben size gönderilmiş güvenilir bir peygamberim. ﴾18﴿

وَأَنْ لَا تَعْلُوا عَلَى اللَّهِ إِنِّي آتِيكُمْ بِسُلْطَانٍ مُبِينٍ (١٩)

Ve en lâ ta’lû alâllâh(alâllâhi), innîâtîkum bi sultânin mubîn(mubînin). ﴾19﴿

Diyanet: "Allah'a karşı ululuk taslamayın. Çünkü ben size apaçık bir delil (mucize) getiriyorum." ﴾19﴿

Diyanet Vakfı: Allah'a karşı ululuk taslamayın. Çünkü ben size apaçık bir delil getiriyorum. ﴾19﴿

E. Hamdi Yazır: Allah'a karşı üstünlük taslamayın. Şüphesiz ki ben size apaçık bir delil getiriyorum. ﴾19﴿

وَإِنِّي عُذْتُ بِرَبِّي وَرَبِّكُمْ أَنْ تَرْجُمُونِ (٢٠)

Ve innî uztu bi rabbî ve rabbikumen tercumûni. ﴾20﴿

Diyanet: "Şüphesiz ki ben, beni taşlamanızdan, benim de Rabbim, sizin de Rabbiniz olan Allah'a sığındım." ﴾20﴿

Diyanet Vakfı: Ben, beni taşlamanızdan, benim ve sizin Rabbiniz olan Allah'a sığındım. ﴾20﴿

E. Hamdi Yazır: Gerçekten ben, beni taşlamanızdan dolayı benim de Rabbim, sizin de Rabbiniz olan Allah'a sığındım. ﴾20﴿

وَإِنْ لَمْ تُؤْمِنُوا لِي فَاعْتَزِلُونِ (٢١)

Ve in lem tû’minû lî fa’tezilûni. ﴾21﴿

Diyanet: "Bana inanmadınızsa benden uzak durun." ﴾21﴿

Diyanet Vakfı: Eğer bana inanmazsanız, hiç değilse yanımdan uzaklaşın. ﴾21﴿

E. Hamdi Yazır: Eğer siz bana iman etmezseniz hemen yanımdan uzaklaşın." ﴾21﴿

فَدَعَا رَبَّهُ أَنَّ هَؤُلَاءِ قَوْمٌ مُجْرِمُونَ (٢٢)

Fe deâ rabbehû enne hâulâi kavmun mucrimûn(mucrimûne). ﴾22﴿

Diyanet: Sonra Mûsâ, Rabbine, "Bunlar günahkâr bir toplumdur" diye seslendi. ﴾22﴿

Diyanet Vakfı: Bunun üzerine Musa: Bunlar suç işleyen bir toplumdur, diye Rabbine arzetti. ﴾22﴿

E. Hamdi Yazır: Musa: "Şüphesiz ki bunlar suçlu bir kavimdir." diyerek yardım etmesi için Rabbine yalvardı. ﴾22﴿

فَأَسْرِ بِعِبَادِي لَيْلًا إِنَّكُمْ مُتَّبَعُونَ (٢٣)

Fe esri bi ibâdî leylen innekum muttebeûn(muttebeûne). ﴾23﴿

Diyanet: Allah da şöyle dedi: "O hâlde kullarımı geceleyin yola çıkar, çünkü takip edileceksiniz." ﴾23﴿

Diyanet Vakfı: Allah, O halde kullarımı geceleyin yola çıkar. Çünkü takip edileceksiniz, buyurdu. ﴾23﴿

E. Hamdi Yazır: Allah buyurdu ki: "Kullarımı geceleyin yürüt. Çünkü siz takib edileceksiniz. ﴾23﴿

وَاتْرُكِ الْبَحْرَ رَهْوًا إِنَّهُمْ جُنْدٌ مُغْرَقُونَ (٢٤)

Vetrukil bahre rehvâ(rehven), innehum cundun mugrekûn(mugrekûne). ﴾24﴿

Diyanet: "Denizi açık hâlde bırak." Çünkü onlar boğulacak bir ordudur. ﴾24﴿

Diyanet Vakfı: Denizi açık halde bırak. Çünkü onlar boğulacak bir ordudur. ﴾24﴿

E. Hamdi Yazır: Karşıya geçince denizi olduğu gibi açık bırak. Çünkü onlar suda boğulacak bir ordudur." ﴾24﴿

كَمْ تَرَكُوا مِنْ جَنَّاتٍ وَعُيُونٍ (٢٥)

Kem terekû min cennâtin ve uyûn(uyûnin). ﴾25﴿

Diyanet: Onlar geride nice bahçeler, nice pınarlar bıraktılar. ﴾25﴿

Diyanet Vakfı: Onlar geride nice şeyler bıraktılar; bahçeler,çeimeler, ﴾25﴿

E. Hamdi Yazır: Onlar neler bırakmışlardı, ne bahçeler, ne pınarlar! ﴾25﴿

وَزُرُوعٍ وَمَقَامٍ كَرِيمٍ (٢٦)

Ve zurûin ve makâmin kerîm(kerîmin). ﴾26﴿

Diyanet: Nice ekinler, nice güzel konaklar! ﴾26﴿

Diyanet Vakfı: Ekinler, güzel konaklar, ﴾26﴿

E. Hamdi Yazır: Ne ekinler, ne güzel kaynaklar, ﴾26﴿

وَنَعْمَةٍ كَانُوا فِيهَا فَاكِهِينَ (٢٧)

Ve na’metin kânû fîhâ fâkihîn(fâkihîne). ﴾27﴿

Diyanet: Zevk ve sefasını sürdükleri nice nimetler! ﴾27﴿

Diyanet Vakfı: Ve zevkü sefa sürdükleri nice nimetler! ﴾27﴿

E. Hamdi Yazır: Ve içinde eğlenip durdukları nice nimetler ve refah! ﴾27﴿

كَذَلِكَ وَأَوْرَثْنَاهَا قَوْمًا آخَرِينَ (٢٨)

Kezâlik(kezâlike), ve evresnâhâ kavmen âharîn(âharîne). ﴾28﴿

Diyanet: İşte böyle! Onları başka bir topluma miras bıraktık. ﴾28﴿

Diyanet Vakfı: İşte böylece biz de onları başka bir topluma miras bıraktık. ﴾28﴿

E. Hamdi Yazır: İşte böylece biz onları başka bir kavme miras bıraktık. ﴾28﴿

فَمَا بَكَتْ عَلَيْهِمُ السَّمَاءُ وَالْأَرْضُ وَمَا كَانُوا مُنْظَرِينَ (٢٩)

Fe mâ beket aleyhimus semâu vel ardu ve mâ kânû munzarîn(munzarîne). ﴾29﴿

Diyanet: Gök ve yer onların ardından ağlamadı; onlara mühlet de verilmedi. ﴾29﴿

Diyanet Vakfı: Gök ve yer onların ardından ağlamadı; onlara mühlet de verilmedi. ﴾29﴿

E. Hamdi Yazır: Gök ve yer onların üzerine ağlamadı. Onlara mühlet de verilmedi. ﴾29﴿

وَلَقَدْ نَجَّيْنَا بَنِي إِسْرَائِيلَ مِنَ الْعَذَابِ الْمُهِينِ (٣٠)

Ve lekad necceynâ benî isrâîle minel azâbil muhîn(muhîni). ﴾30﴿

Diyanet: Andolsun, İsrailoğullarını o alçaltıcı azaptan; Firavun'dan kurtardık. Çünkü o, haddi aşanlardan bir zorba idi. ﴾30﴿

Diyanet Vakfı: Andolsun biz, İsrailoğullarını o alçaltıcı azaptan kurtardık. ﴾30﴿

E. Hamdi Yazır: Andolsun ki biz İsrailoğullarını o aşağılayıcı azabdan kurtardık. ﴾30﴿

مِنْ فِرْعَوْنَ إِنَّهُ كَانَ عَالِيًا مِنَ الْمُسْرِفِينَ (٣١)

Min fir’avn(fir’avne), innehu kâne âliyen minel musrifîn(musrifîne). ﴾31﴿

Diyanet: Andolsun, İsrailoğullarını o alçaltıcı azaptan; Firavun'dan kurtardık. Çünkü o, haddi aşanlardan bir zorba idi. ﴾31﴿

Diyanet Vakfı: Yani Firavun'dan. Çünkü o bir zorba idi, aşırı gidenlerdendi. ﴾31﴿

E. Hamdi Yazır: Firavun'dan da kurtardık çünkü o üstünlük taslayıp haddi aşan bir zorbaydı. ﴾31﴿

وَلَقَدِ اخْتَرْنَاهُمْ عَلَى عِلْمٍ عَلَى الْعَالَمِينَ (٣٢)

Ve lekadihternâhum alâ ilmin alel âlemîn(âlemîne). ﴾32﴿

Diyanet: Andolsun, onları, bir bilgi üzerine (dönemlerinde) âlemlere üstün kıldık. ﴾32﴿

Diyanet Vakfı: Andolsun biz İsrailoğullarına, bilerek, (kendi zamanlarında) âlemlerin üstünde bir imtiyaz verdik. ﴾32﴿

E. Hamdi Yazır: Andolsun ki biz onları bilerek o zamanki alemlere üstün kıldık. ﴾32﴿

وَآتَيْنَاهُمْ مِنَ الْآيَاتِ مَا فِيهِ بَلَاءٌ مُبِينٌ (٣٣)

Ve âteynâhum minel âyâti mâ fîhi belâun mubîn(mubînun). ﴾33﴿

Diyanet: Onlara, içinde açık bir imtihan bulunan mûcizeler verdik. ﴾33﴿

Diyanet Vakfı: Onlara, içinde açık bir imtihan bulunan işaretler verdik. ﴾33﴿

E. Hamdi Yazır: Biz onlara içinde apaçık bir imtihan bulunan mucizeler verdik. ﴾33﴿

إِنَّ هَؤُلَاءِ لَيَقُولُونَ (٣٤)

İnne hâulâi le yekûlûn(yekûlûne). ﴾34﴿

Diyanet: Bunlar (müşrikler) diyorlar ki: "İlk ölümümüzden başka bir ölüm yoktur. Biz diriltilecek değiliz." ﴾34﴿

Diyanet Vakfı: Onlar (müşrikler) diyorlar ki: ﴾34﴿

E. Hamdi Yazır: Gerçekten şu kâfirler diyorlar ki: ﴾34﴿

إِنْ هِيَ إِلَّا مَوْتَتُنَا الْأُولَى وَمَا نَحْنُ بِمُنْشَرِينَ (٣٥)

İn hiye illâ mevtetunel ûlâve mâ nahnu bi munşerîn(munşerîne). ﴾35﴿

Diyanet: Bunlar (müşrikler) diyorlar ki: "İlk ölümümüzden başka bir ölüm yoktur. Biz diriltilecek değiliz." ﴾35﴿

Diyanet Vakfı: "İlk ölümümüzden sonra bir şey yoktur. Biz diriltilecek değiliz." ﴾35﴿

E. Hamdi Yazır: "Bizim ilk ölümümüzden başka bir şey yoktur. Biz tekrar diriltilecek değiliz. ﴾35﴿

فَأْتُوا بِآبَائِنَا إِنْ كُنْتُمْ صَادِقِينَ (٣٦)

Fe’tû bi âbâinâ in kuntum sâdikîn(sâdikîne). ﴾36﴿

Diyanet: "Eğer doğru söyleyenler iseniz atalarımızı getirin." ﴾36﴿

Diyanet Vakfı: " Doğru söylüyorsanız, atalarımızı getirin." ﴾36﴿

E. Hamdi Yazır: Eğer siz doğru söyleyen kimselerseniz babalarınızı bize getirin." ﴾36﴿

أَهُمْ خَيْرٌ أَمْ قَوْمُ تُبَّعٍ وَالَّذِينَ مِنْ قَبْلِهِمْ أَهْلَكْنَاهُمْ إِنَّهُمْ كَانُوا مُجْرِمِينَ (٣٧)

E hum hayrun em kavmu tubbein vellezîne min kablihim, ehleknâhum innehum kânû mucrimîn(mucrimîne). ﴾37﴿

Diyanet: Bunlar mı daha hayırlı, yoksa Tübba' kavmi ile onlardan öncekiler mi? Onları helâk ettik. Çünkü onlar suçlu kimselerdi. ﴾37﴿

Diyanet Vakfı: Bunlar mı daha hayırlı, yoksa Tübba' kavmi ile onlardan öncekiler mi? Onları yok ettik, çünkü onlar suçlu idiler. ﴾37﴿

E. Hamdi Yazır: Onlar mı daha hayırlıdır, yoksa Tükba kavmi ile onlardan öncekiler mi? Biz onların hepsini de helak ettik. Çünkü onlar suçluydular. ﴾37﴿

وَمَا خَلَقْنَا السَّمَاوَاتِ وَالْأَرْضَ وَمَا بَيْنَهُمَا لَاعِبِينَ (٣٨)

Ve mâ halaknes semâvâti vel arda ve mâ beynehumâ lâibîn(lâibîne). ﴾38﴿

Diyanet: Biz, gökleri, yeri ve bunlar arasında bulunanları, eğlenmek için yaratmadık. ﴾38﴿

Diyanet Vakfı: Biz gökleri, yeri ve bunlar arasında bulunanları, oyun ve eğlence olsun diye yaratmadık. ﴾38﴿

E. Hamdi Yazır: Biz gökleri, yeri ve ikisi arasındakileri bir oyun ve eğlence olsun diye yaratmadık. ﴾38﴿

مَا خَلَقْنَاهُمَا إِلَّا بِالْحَقِّ وَلَكِنَّ أَكْثَرَهُمْ لَا يَعْلَمُونَ (٣٩)

Mâ halaknâhumâ illâ bil hakkı ve lâkinne ekserehum lâ ya’lemûn(ya’lemûne). ﴾39﴿

Diyanet: Biz onları ancak hak ve hikmete uygun olarak yarattık. Ama onların çoğu bilmiyorlar. ﴾39﴿

Diyanet Vakfı: Onları sadece gerçek bir sebeple yarattık. Fakat onların çoğu bilmiyorlar. ﴾39﴿

E. Hamdi Yazır: Biz onları hak ve hikmetle yarattık. Fakat onların çoğu bunu bilmezler. ﴾39﴿

إِنَّ يَوْمَ الْفَصْلِ مِيقَاتُهُمْ أَجْمَعِينَ (٤٠)

İnne yevmel faslı mîkâtuhum ecmaîn(ecmaîne). ﴾40﴿

Diyanet: Şüphesiz, hüküm günü, hepsinin bir arada buluşacağı zamandır. ﴾40﴿

Diyanet Vakfı: Şüphesiz (hakkı bâtıldan ayıran) hüküm günü, hepsinin bir arada buluşacağı gündür. ﴾40﴿

E. Hamdi Yazır: Şüphesiz ki hakkı batıldan ayırd etme günü onların hepsinin bir araya toplanacağı gündür. ﴾40﴿

يَوْمَ لَا يُغْنِي مَوْلًى عَنْ مَوْلًى شَيْئًا وَلَا هُمْ يُنْصَرُونَ (٤١)

Yevme lâ yugnî mevlen an mevlen şey’en ve lâ hum yunsarûn(yunsarûne). ﴾41﴿

Diyanet: O gün dostun dosta hiçbir faydası olmaz. Kendilerine yardım da edilmez. ﴾41﴿

Diyanet Vakfı: O gün, dostun dosta hiçbir faydası olmaz, kendilerine yardım da edilmez. ﴾41﴿

E. Hamdi Yazır: O gün dostun dosta hiçbir faydası olmaz. Onlara yardım da edilmez. ﴾41﴿

إِلَّا مَنْ رَحِمَ اللَّهُ إِنَّهُ هُوَ الْعَزِيزُ الرَّحِيمُ (٤٢)

İllâ men rahimallâh(rahimallâhu), innehu huvel azîzur rahîm(rahîmu). ﴾42﴿

Diyanet: Yalnız, Allah'ın yardım ettiği kimseler bunların dışındadır. Şüphesiz O, mutlak güç sahibidir, çok merhamet edendir. ﴾42﴿

Diyanet Vakfı: Ancak Allah'ın merhamet ettiği kimseler böyle değildir. Şüphesiz O, üstündür, merhametlidir. ﴾42﴿

E. Hamdi Yazır: Ancak Allah'ın merhamet ettiği kimseler böyle değildir. Şüphesiz ki Allah çok güçlüdür, çok merhamet edicidir. ﴾42﴿

إِنَّ شَجَرَتَ الزَّقُّومِ (٤٣)

İnne şeceretez zakkûm(zakkûmi). ﴾43﴿

Diyanet: Şüphesiz, zakkum ağacı, günahkârların yemeğidir. ﴾43﴿

Diyanet Vakfı: Şüphesiz zakkum ağacı, ﴾43﴿

E. Hamdi Yazır: Gerçekten zakkum ağacı, ﴾43﴿

طَعَامُ الْأَثِيمِ (٤٤)

Taâmul esîm(esîmi). ﴾44﴿

Diyanet: Şüphesiz, zakkum ağacı, günahkârların yemeğidir. ﴾44﴿

Diyanet Vakfı: Günahkârların yemeğidir. ﴾44﴿

E. Hamdi Yazır: Günahkârların yemeğidir. ﴾44﴿

كَالْمُهْلِ يَغْلِي فِي الْبُطُونِ (٤٥)

Kel muhl(muhli), yaglî fîl butûn(butûni). ﴾45﴿

Diyanet: O, maden eriyiği gibidir. Kaynar suyun kaynaması gibi karınlarda kaynar. ﴾45﴿

Diyanet Vakfı: O, karınlarda maden eriyiği kaynar. ﴾45﴿

E. Hamdi Yazır: O pota gibi karınlarda kaynar. ﴾45﴿

كَغَلْيِ الْحَمِيمِ (٤٦)

Ke galyil hamîm(hamîmi). ﴾46﴿

Diyanet: O, maden eriyiği gibidir. Kaynar suyun kaynaması gibi karınlarda kaynar. ﴾46﴿

Diyanet Vakfı: Sıcak suyun kaynaması gibi . ﴾46﴿

E. Hamdi Yazır: O, kızgın bir sıvının kaynaması gibidir. ﴾46﴿

خُذُوهُ فَاعْتِلُوهُ إِلَى سَوَاءِ الْجَحِيمِ (٤٧)

Huzûhu fa’tilûhu ilâ sevâil cahîm(cahîmi). ﴾47﴿

Diyanet: (Allah, görevli meleklere şöyle der:) "Tutun onu, cehennemin ortasına sürükleyin." ﴾47﴿

Diyanet Vakfı: (Allah zebânilere emreder): Tutun onu! Cehennemin ortasına sürükleyin! ﴾47﴿

E. Hamdi Yazır: Allah meleklere şöyle emreder. "Şunu tutun da Cehennem'in ortasına sürükleyin." ﴾47﴿

ثُمَّ صُبُّوا فَوْقَ رَأْسِهِ مِنْ عَذَابِ الْحَمِيمِ (٤٨)

Summe subbû fevka re’sihî min azâbil hamîm(hamîmi). ﴾48﴿

Diyanet: "Sonra başının üstüne kaynar su azabından dökün." ﴾48﴿

Diyanet Vakfı: Sonra başına azap olarak kaynar su dökün! ﴾48﴿

E. Hamdi Yazır: "Sonra onun başının üstüne kaynar su azabından dökün." ﴾48﴿

ذُقْ إِنَّكَ أَنْتَ الْعَزِيزُ الْكَرِيمُ (٤٩)

Zuk, inneke entel azîzul kerîm(kerîmu). ﴾49﴿

Diyanet: (Deyin ki:) "Tat bakalım! Hani sen güçlüydün, şerefliydin!?" ﴾49﴿

Diyanet Vakfı: (Ve deyin ki:) Tat bakalım. Hani sen kendince üstündün, şerefliydin! ﴾49﴿

E. Hamdi Yazır: Ona şöyle denir! "Tat bakalım azabı! hani sen kendine göre çok güçlü ve çok üstündün. ﴾49﴿

إِنَّ هَذَا مَا كُنْتُمْ بِهِ تَمْتَرُونَ (٥٠)

İnne hâzâ mâ kuntum bihî temterûn(temterûne). ﴾50﴿

Diyanet: "İşte bu, şüphelenip durduğunuz şeydir!" ﴾50﴿

Diyanet Vakfı: İşte bu, şüphelenip durduğunuz şeydir. ﴾50﴿

E. Hamdi Yazır: İşte sizin inkâr edip durduğunuz şey budur." ﴾50﴿

إِنَّ الْمُتَّقِينَ فِي مَقَامٍ أَمِينٍ (٥١)

İnnel muttekîne fî makâmin emîn(emînin). ﴾51﴿

Diyanet: Allah'a karşı gelmekten sakınanlar ise güvenli bir yerdedirler. ﴾51﴿

Diyanet Vakfı: Müttakîler ise hakikaten güvenilir bir makamdadırlar. ﴾51﴿

E. Hamdi Yazır: Şüphesiz ki kötülükten sakınanlar güvenli bir makamdadırlar. ﴾51﴿

فِي جَنَّاتٍ وَعُيُونٍ (٥٢)

Fî cennâtin ve uyûn(uyûnin). ﴾52﴿

Diyanet: Bahçelerde ve pınar başlarındadırlar. ﴾52﴿

Diyanet Vakfı: Bahçelerde ve pınar başlarındadırlar. ﴾52﴿

E. Hamdi Yazır: Bahçelerde ve pınar başlarındadırlar. ﴾52﴿

يَلْبَسُونَ مِنْ سُنْدُسٍ وَإِسْتَبْرَقٍ مُتَقَابِلِينَ (٥٣)

Yelbesûne min sundusin ve istebrakın mutekâbilîn(mutekâbilîne). ﴾53﴿

Diyanet: İnce ipekten ve parlak atlastan elbiseler giyinerek karşılıklı otururlar. ﴾53﴿

Diyanet Vakfı: İnce ipekten ve parlak atlastan giyerek karşılıklı otururlar. ﴾53﴿

E. Hamdi Yazır: Onlar ince ipekten ve parlak atlastan elbiseler giyerek karşılıklı olarak otururlar. ﴾53﴿

كَذَلِكَ وَزَوَّجْنَاهُمْ بِحُورٍ عِينٍ (٥٤)

Kezâlik(kezâlike), ve zevvecnâhum bi hûrin în(înin). ﴾54﴿

Diyanet: İşte böyle. Ayrıca onları iri siyah gözlü hurilerle evlendirmişizdir. ﴾54﴿

Diyanet Vakfı: İşte böyle. Bunun yanısıra biz onları, iri gözlü hûrilerle evlendiririz. ﴾54﴿

E. Hamdi Yazır: İşte böyle, biz onları ayrıca iri siyah gözlü hurilerle evlendiririz. ﴾54﴿

يَدْعُونَ فِيهَا بِكُلِّ فَاكِهَةٍ آمِنِينَ (٥٥)

Yed’ûne fîhâ bi kulli fâkihetin âminîn(âminîne). ﴾55﴿

Diyanet: Orada güven içinde her türlü meyveyi isterler. ﴾55﴿

Diyanet Vakfı: Orada, güven içinde (canlarının çektiği) her meyveyi isterler. ﴾55﴿

E. Hamdi Yazır: Onlar orada güven içinde her çeşit meyveyi isteyebilirler. ﴾55﴿

لَا يَذُوقُونَ فِيهَا الْمَوْتَ إِلَّا الْمَوْتَةَ الْأُولَى وَوَقَاهُمْ عَذَابَ الْجَحِيمِ (٥٦)

Lâ yezûkûne fîhel mevte illel mevtetel ûlâ, ve vekâhum azâbel cahîm(cahîmi). ﴾56﴿

Diyanet: Orada ilk ölümden başka bir ölüm tatmazlar. Allah, onları cehennem azabından korumuştur. ﴾56﴿

Diyanet Vakfı: İlk tattıkları ölüm dışında, orada artık ölüm tatmazlar. Ve Allah onları cehennem azabından korumuştur (sürekli hayata kavuşmuşlardır). ﴾56﴿

E. Hamdi Yazır: Onlar orada ilk ölümden başka bir ölüm tatmazlar. Allah onları cehennem azabından korumuştur. ﴾56﴿

فَضْلًا مِنْ رَبِّكَ ذَلِكَ هُوَ الْفَوْزُ الْعَظِيمُ (٥٧)

Fadlen min rabbik(rabbike), zâlike huvel fevzul azîm(azîmu). ﴾57﴿

Diyanet: Bunlar, Rabbinden bir lütuf olarak verilmiştir. İşte bu büyük başarıdır. ﴾57﴿

Diyanet Vakfı: (Bunlar) Rabbinden bir lütuf olarak (verilmiştir). İşte büyük kurtuluş budur. ﴾57﴿

E. Hamdi Yazır: (Bunların hepsi) Rabbinden bir lütuf olarak (verilmiştir.) İşte büyük kurtuluş budur. ﴾57﴿

فَإِنَّمَا يَسَّرْنَاهُ بِلِسَانِكَ لَعَلَّهُمْ يَتَذَكَّرُونَ (٥٨)

Fe innemâ yessernâhu bi lisânike leallehum yetezekkerûn(yetezekkerûne). ﴾58﴿

Diyanet: (Ey Muhammed!) Biz Onu (Kur'an'ı) senin dilinle kolaylaştırdık ki, düşünüp öğüt alsınlar. ﴾58﴿

Diyanet Vakfı: Biz onu (Kur'an'ı), öğüt alalar diye senin dilinde indirerek kolayca anlaşılmasını sağladık. ﴾58﴿

E. Hamdi Yazır: Biz Kur'ân'ı senin dilinle indirip kolaylaştırdık. Umulur ki onlar öğüt alırlar. ﴾58﴿

فَارْتَقِبْ إِنَّهُمْ مُرْتَقِبُونَ (٥٩)

Fertekib innehum murtekıbûn(murtekibûne). ﴾59﴿

Diyanet: Artık sen (onların başına gelecekleri) bekle; onlar da beklemektedirler. ﴾59﴿

Diyanet Vakfı: (Yine de inanmayanların başlarına gelecekleri) bekle; onlar da beklemektedirler. ﴾59﴿

E. Hamdi Yazır: Artık sen onların başlarına gelecekleri bekle: Çünkü onlar da bekleyip durmaktadırlar. ﴾59﴿

Şair Kentli Blog’da Keşfet, öğren, ilham al. Hayata dair faydalı ve ilham verici içerikler. ✨